Keşan Postası Reklam Ver
Yaşam

Her Şeyin Adına Sevgi Dediğinde, Kontrol Görünmez Olur.

  Annelik, çocuğun hayatına sahip olmak değil, kendi hayatını kurabilmesine alan açmaktır. Anneni üzmemek için istemediğin bir şeye evet dediğin, kendi kararını açıklarken kendini uzun uzun savunduğun ya da sırf..

Her Şeyin Adına Sevgi Dediğinde, Kontrol Görünmez Olur.

 

Annelik, çocuğun hayatına sahip olmak değil, kendi hayatını kurabilmesine alan açmaktır.

Anneni üzmemek için istemediğin bir şeye evet dediğin, kendi kararını açıklarken kendini uzun uzun savunduğun ya da sırf hayal kırıklığına uğramasın diye kendi isteğinden vazgeçtiğin oldu mu? Ardından onun senin için yaptıklarını hatırlayıp suçluluk hissettin mi? Kendi isteğini geri plana atmayı fedakârlık, itiraz etmeyi nankörlük, bağımsızlaşmayı uzaklaşmak olarak görmeye başladıysan, sevgiyle sorumluluğun sınırları birbirine karışmış olabilir.

Bir anne çocuğu için endişelenebilir, ona yol göstermek isteyebilir, yanlış bir karar vermesinden korkabilir. Çocuğunun her seçimini onaylamaması da tek başına bir sorun değildir. Ebeveynlik, deneyimlerini aktarmayı ve gerektiğinde sınır koymayı da içerir. Asıl mesele, ebeveynin kendi görüşünü dile getirmesi değil, bu görüşü çocuğun karar verme hakkının yerine koymasıdır.

Sevgi, çocuğun iyiliğini gözetirken onun ayrı bir birey olduğunu da kabul eder. Kontrol ise çocuğun iyiliğini tanımlama ve onun adına karar verme yetkisinin kendisinde olması gerektiğini varsayar. Bu ayrım her zaman tek bir davranışla anlaşılamaz. Önemli olan, ebeveynin çocuğunun farklı düşünmesine, itiraz etmesine ve yaşına uygun biçimde kendi kararlarını vermesine nasıl karşılık verdiğidir.

“Senin iyiliğin için söylüyorum”, “Ben senin annenim, senden daha iyi bilirim”, “Bunca fedakârlığı senin için yaptım” sözleri kendi başlarına kontrolün kanıtı değildir. Ancak çocuğun tercihlerini sürekli geçersiz kılmak, sınırlarını suçluluk duygusuyla aşmak ya da itaatini sağlamak için kullanıldıklarında anlamları değişir. Ebeveynin emeği, çocuğun iradesi üzerinde hak iddia etmenin gerekçesine dönüşür. Çocuk, kendi hayatını seçerken bile annesinin kendisini nasıl değerlendireceğini düşünmek zorunda kalır.

Böyle bir ilişkide çocuk yalnızca başkalarının beklentilerini öğrenmez; kendi ihtiyaçlarının ne kadar yer kaplayabileceğini de öğrenir. Annesini üzmemek için susabilir, çatışmadan kaçınmak için istemediği şeylere razı olabilir. Bu davranışların arkasında her zaman bilinçli bir baskı bulunması gerekmez. Ebeveynin kaygısı, aşırı korumacılığı ya da kendi duygularını yönetmekte zorlanması da ilişkiyi etkileyebilir. Ancak neden ne olursa olsun, çocuk sürekli olarak ebeveynin duygularını gözetmek zorunda kalıyorsa kendi duygularına ayırdığı alan daralabilir.

Alice Miller, Yetenekli Çocuğun Dramı adlı eserinde, çocuğun ebeveyninin sevgisini ve onayını korumak uğruna kendi duygusal ihtiyaçlarını bastırmasını ele alır. Çocuk, kabul görmek için kendi isteklerinden uzaklaştığında başkalarının beklentilerine uyum sağlamayı öğrenebilir. Bu uyum çocuklukta ilişkiyi korumanın bir yolu hâline gelir; yetişkinlikteyse kişinin ne istediğini anlamasını, sınır koymasını ve başkalarının hayal kırıklığına dayanmasını zorlaştırabilir.

Çocuklukta öğrenilen uyum, yetişkinlikle birlikte kendiliğinden ortadan kalkmaz.

Kişi herkesi memnun etmeye çalışabilir, “hayır” dediğinde suçluluk hissedebilir, bir karar vermeden önce kimin kırılacağını düşünebilir. Kendi isteklerini dile getirmek yerine başkalarının beklentilerini karşılamaya öncelik verebilir. Ancak bu sonuçlar kaçınılmaz değildir; her suçluluk duygusu da çocuklukta yaşanan bir kontrolün işareti sayılmaz. Önemli olan, kişinin kendi kararlarını ne ölçüde özgürce verebildiği ve başkalarının duygularını kendi sorumluluğundan ayırıp ayıramadığıdır.

Bu ayrımı yapmak, anneyi suçlamak ya da ondan uzaklaşmak zorunda olmak anlamına gelmez. Bir ilişkiyi anlamak için ebeveynin niyetine olduğu kadar davranışlarının sürekliliğine ve çocuk üzerindeki etkisine de bakmak gerekir. Narsistik özellikler tek tek sözlerden ya da anlaşmazlıklardan hareketle belirlenemez. Asıl soru, çocuğun ayrı bir birey olarak kabul edilip edilmediği, sınırlarına saygı duyulup duyulmadığı ve sevginin itaate bağlanıp bağlanmadığıdır.

İnsanın kendi hayatını kurabilmesi için önemli bir ayrım vardır:

Annemin duygusu bana ait değil.

Bu, annenin duygularını önemsememek ya da onunla bütün bağları koparmak demek değildir. Annenin üzüntüsünü anlayabilir, onunla ilgilenebilir ve yine de kendi kararının arkasında durabilirsin. Çünkü birinin duygusunu önemsemekle o duyguyu ortadan kaldırmayı kendine görev edinmek aynı şey değildir. Annenin üzülmesi, senin yanlış yaptığın anlamına gelmez.

Annesini sevmek, annesinin istediği hayatı yaşamak değildir. Minnettarlık, itaat borcu doğurmaz; yakınlık, sınırsız erişim hakkı vermez. Ebeveynin emeği ve fedakârlığı değerlidir, fakat çocuğun hayatı üzerinde mülkiyet hakkı yaratmaz. Ebeveynlik bir yatırım sözleşmesi değildir; bakımın karşılığı ömür boyu itaat olamaz.

Yetişkin çocuk “Ben bunu istemiyorum” dediğinde, ilişkinin niteliği bu sınıra verilen tepkide görünür hâle gelir. Ebeveynin üzülmesi ya da karara katılmaması ilişkinin sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Belirleyici olan, anlaşmazlığın konuşulabilmesi ve çocuğun kararına saygı duyulmasıdır. Sınır koymak sürekli suçlama, sevgiyi geri çekme ya da nankörlük ithamlarıyla karşılanıyorsa çocuk, kendi hayatını seçebilmek için suçluluk duygusuyla mücadele etmek zorunda kalabilir.

Sağlıklı ebeveynlik, çocuğun her kararını onaylamak ya da onu hiçbir hayal kırıklığından korumak değildir. Onun hata yapabileceğini, farklı düşünebileceğini ve kendi seçimlerinin sorumluluğunu üstlenebileceğini kabul etmektir. Ebeveynin görevi çocuğun hayatını onun yerine yaşamak değil, kendi hayatını kurabilecek yeterliliği geliştirmesine yardımcı olmaktır.

Bağımsızlaşmak, aile bağlarını reddetmek değil, o bağların içinde kendine ait bir benlik kurabilmektir.

Bir çocuğu sevmek, onu hep yanında tutmak değildir. Kendi yolunu seçtiğinde de ilişkinin sürebileceğine güvenebilmektir. Çünkü anneliğin başarısı, çocuğun ne kadar bağlı kaldığıyla değil, kendi hayatını kurarken ne kadar özgür ve sorumlu bir birey olabildiğiyle ölçülür.

Sen ona hayat verdin. Ama hayatının sahibi olmadın.

Ped.Zinem Sinem ASİLSOY

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL