Keşan Postası Reklam Ver
Siyaset

TYH Tekstil işçileri haklarını Keşan’da aradı

  Haksızlığa, baskıya, kod-22’ye ses sizsiz kalmayacağız: DİSK’ten  Keşan’da basın açıklaması yaptı   DİSK Tekstil İşçileri Sendikası, TYH Tekstil Yatırım Holding’in baskılarına, haksız işten çıkarmalarına ve Kod-22 (usulsüzlük) uygulamalarına karşı..

 

Haksızlığa, baskıya, kod-22’ye ses sizsiz kalmayacağız: DİSK’ten  Keşan’da basın açıklaması yaptı

 

DİSK Tekstil İşçileri Sendikası, TYH Tekstil Yatırım Holding’in baskılarına, haksız işten çıkarmalarına ve Kod-22 (usulsüzlük) uygulamalarına karşı Keşan’da geniş katılımlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

“Haksızlığa, baskıya, Kod-22’ye sessiz kalmayacağız!” sloganıyla organize edilen eylem; kamuoyunu bilgilendirmek, işçi haklarını savunmak ve emekçilerin geleceğine sahip çıkmak amacıyla düzenlendi.

Geçtiğimiz Cumartesi günü saat 13.30’da düzenlenen basın açıklamasına; İYİ Parti Tüm Sendikalar ve Kamu Çalışanlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Selçuk Türkoğlu, DİSK Tekstil İşçileri Sendikası Genel Başkanı Kazım Doğan, YENİ Parti Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır ve yönetim kurulu üyeleri, CHP Keşan İlçe Başkanı Harun Komanlı ve yönetim kurulu üyeleri, İYİ Parti Keşan İlçe Başkanı Dilek Pazarlı ve yönetim kurulu üyeleri, EMEP Keşan İlçe Başkanı Hüseyin Çıbıkçılar ve yönetim kurulu üyeleri, Yeni Parti Keşan Belediye Meclis Üyesi Hüseyin Yavaş, DİSK Trakya Şube Başkanı Caner Makasçı, DİSK Trakya Şube Sekreteri Kamil Tunca, TİP Edirne yöneticileri, SOL Parti Keşan İlçe Yöneticileri, işçiler ile vatandaşlar ile Sendika temsilcileri ile işten çıkarılan tekstil işçileri katıldı.

Toplantıda ilk olarak konuşan Doğan, şunları söyledi.

“Hepinizi de selamlıyorum. Uzun zamandır bu örgütlenmeyi yakından takip ediyorum. Sağlık sebeplerimden dolayı gelemedim, özür diliyorum. Ancak bu mücadele devam ediyor. Sonuna kadar bu mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız. Sizlerle beraber bu işi mutlaka başaracağız. Benim bugün buraya, bu toplantıya gelmem arkadaşlarımla, sizlerle beraber olmak için geldim buraya.Hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.”

Doğan’ın ardından konuşan Selçuk Türkoğlu’da yaptığı konuşmada şunları söyledi.

“Siyasi partilerimizin çok değerli il başkanı, ilçe başkanları, yöneticileri, benimle birlikte bölge koordinatörümüz, değerli İYİ Parti teşkilat koordinatörüm, sivil toplum kuruluşlarının, emek örgütlerinin çok değerli temsilcileri.

Öncelikle hepinizi hususen burada uzun süredir devam eden TYH işçilerinin hak arama mücadelesinde, haysiyetlerini, insanca çalışma şartlarını sağlamak için ve anayasanın onlara vermiş olduğu sendikalı olma haklarını kullanmak için vermiş oldukları mücadelede yalnız bırakmayarak burada olduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. DİSK’le birlikte biz Akhisar’da da geçen sene yine Tekstil Yatırım Holding’in fabrikasında hem işten çıkarmalar ve yaşanan hukuksuzluklarla alakalı yine bir aradaydık ve hak arıyorduk. Bugün de bir hak arayışı içerisindeyiz.   Meselenin özeti şu: Cumhuriyet tarihinde ilk defa işçiler, Cumhuriyet tarihinde ilk defa asgari ücret açlık sınırının altında. Ve çok ilginç asgari ücretli çalışan oranı memleketteki 18,5 milyon işçinin neredeyse yüzde 60’ına yaklaşmış. Bu asgari ücret, resmen yaygın ve genel ücrete dönüşmüş, o da açlık sınırının altında. Yani Türkçesi şu: Hükümet ve patronlar işçiye diyor ki “Öl, yaşama! Bir kuru ekmek sana yeter” diyor. Ne istiyor işçi arkadaş? İşçi ne istiyor?  

Ben biliyorum. Geçen hafta Türkiye’de bütün emek örgütlerinin, Türk-İş’in, Hak-İş’in, DİSK’in, Kamu-İş’in, Memur-Sen’in yani memlekette örgütlü bütün sendikaların yöneticilerinin, genel başkanlarının katılımıyla bir emek çalıştayı yaptık. Ve orada masaya yatırdık iki gün. Bilim adamları, ekonomistler de geldi. Fotoğraf şu fotoğraf: Tercih, hükümetin ve patronların tercihi fonlar, sermaye, faiz; işçiye kalan açlık, yokluk, yoksulluk. Şimdi iki konuyu daha ileteyim. Desteğimizi bir müsaade edin. Desteği, ben destek için geldim. Biz baştan sona emeğin yanındayız. Emek, bu memleketin en kutsal değeridir. Alın teri kutsaldır. Biz alın teri ve emek meselesine bir parti meselesi, bir siyaset meselesi, bir siyasi konu olarak bakmıyoruz ve bakmayacağız. Bir hakkın teslimi için öncelikle patronları, sonrasında görevlerini yerine getirmeyen bakanlığı, hükümeti ve adaleti göreve çağırmak için buradayız.   Şimdi efendim, işçiler ne istiyor? Sendika hakkını istiyor. Anayasanın vermiş olduğu hak. Zaten bu memlekette ekonomik anlamda en zorda olan işçinin bir tane hakkı, bir tane güvencesi var; sendikalı olmak. Onun için yeterli çoğunluğu sağlıyor ve ondan sonra bildiğimiz başkanım klasik oyun başlıyor. Nedir o? Yetkiye itiraz, sonra sendikalı olanın ekmeğini elinden alıp işçi çıkartmaları.   Allah sizi kahretsin! Ne diyeyim ben ya? Arkadaş vereceğiniz, vereceğiniz bir fitre titre Allah’ın titre. Bu işçiler sizden himmet istemiyor, bahşiş istemiyor, sizden ortaklık istemiyor. Alın terinin ve anayasanın vermiş olduğu hakkı istiyor ya. Siz bağ mı bağışladığınızı zannediyorsunuz? Bunları kabul etmeyeceğiz. İtirazlarımızı yapacağız. Tıpkı Akhisar’da yaptığımız gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de burada yaşanan, biraz sonra basın açıklamasıyla izah edeceğiniz konuları meclis gündemine sizin bir kardeşiniz ve sözcünüz olarak ileteceğim. Mücadelenizin yanındayız. Ekmek davası, emek davası, alın teri davası bizim inancımıza göre kutsal bir davadır. Biz de evine helal rızık götürmek isteyen, çocuğuna güvenli bir gelecek kurmak için gece gündüz çalışan insanlara insana yakışan ücret ve sosyal hakların verilmesini takip edeceğiz. Ben Akhisar’da hak için mücadele eden DİSK’in Sayın Genel Başkanı’nı, yöneticilerini, Bahadır Bey’i bu mücadeleden dolayı, onların yanında olan işçi kardeşlerimi tebrik ediyorum. Mücadeleniz kutlu olsun, emin olun direne direne kazanacağız!”

Türkoğlu’nun ardından konuşan ve sendikaya üye olmak isteyen ve işten çıkarılan Eray Erkanlı     konuşmasında şunları dile getirdi.

“Tekstil fabrikasında yaşanan hak ihlalleri, baskılar ve sendikal mücadele kapsamında, haksız ve hukuksuz şekilde işten çıkarılan işçilerin haklarını savunmak amacıyla bir araya geldik. Fabrika yöneticilerinin işçilere yönelik mobbing uyguladığı, müdür Mehmet Fındıkoğlu ve diğer yetkililerin hakaret ile küfür içeren aşağılayıcı sözler sarf ettiğini belgeleriyle tespit ettik. Maaşlar yaklaşık bir yıldır yarım ve gecikmeli ödeniyor, fabrika sahibi Mehmet Kaya’nın maaş günlerini sürekli değiştiriyor ve ancak iş bırakma eylemi gündeme geldiğinde ödemeleri yapılıyor. Çalışma koşullarında yemeklerden böcek ve çöp çıktığı, suların kokudan içilemediği, lavabolarda temizlik ile sıvı sabun bulunmadığı ve kadın çalışanların bu durum yüzünden sürekli rahatsızlanıyor. Ayrıca kış aylarında kaloriferlerin çalıştırılmadığı için işçilerin montlarla çalışmak zorunda kalıyor. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığı ve ibadet özgürlüklerinin kısıtlanarak takip ediliyor. Son olarak, işçilerin hak arayışını ve sendikalaşma sürecini durdurmak amacıyla, hafta sonu dahi çalışmayan kişilerin “yüz kızartıcı suç” bahanesiyle “Kod 22” üzerinden işten çıkarıldığı ve bu nedenle işsizlik maaşı bile almaları engelleniyor. Direnişimiz sürecektir. Ve biz 2 Ekim Cuma günü işten çıkarttıldık. 25 arkadaşımızla beraber, pazartesi günü oldu bir baktık ki hepimize gelen toplu bir mesaj, tekrardan işe geri alınmışız. Biz fabrikaya gittik madem bu işe geri alındık, biz içeriye alım biz çalışacağız dedik, tabii ki de yeni bir açıklama yok, bizi neden işe almışlar geri biliyor musunuz? Kod dediğimiz bir olay var, iş kodları.   Ben eğer işten çıkartılırsam 04 koduyla çıkartılırsam benim her ay düzenli olarak maaşımdan kesilen işsizlik maaşı ödememi devlet bana uygun görüp veriyor. Ama kod 22 dediğimiz olaydan çıkartılırsam işsizlik maaşı bile alamıyorum. Bu kod 22 peki ne? Yüz kızartıcı suçlar, hırsızlık, her türlü olay. Bu kişiler pazartesi günü bizi kod 22’den çıkarttı, biz cumartesi pazar çalışmayan işçiler olarak yüz kızartıcı ne işlem yapmış olabiliriz ki, pazartesi kod 22’den tekrardan işten çıkartıldık ve biz şu anda işsizlik maaşı bile alamıyoruz.”

Erkanlı’dan sonra söz alan Nalan Arıcı’da konuşmasında şunları söyledi.

“Hoş geldiniz. Ben Mehmet Kaya’n seslenmek istiyorum. Mehmet Kaya’a, Mehmet Fındıkoğlu ve burada bulunan herkese. Ben burada karşınıza sadece işten çıkarılmış bir insan olarak değil, yıllarını, emeğiyle, alınteriyle, umuduyla bu fabrikaya vermiş bir insan olarak çıkıyorum. Ben bu fabrikaya ekmek kazanmak için geldim. Ailemin rızkını kazanmak, geleceğimi kurmak, alnımın teriyle yaşamak için geldim. Emeğimin karşılığını alayım, alnımın teriyle muhtaç olmadan hayatımı sürdüreyim. Ama kendime şu soruyu soruyorum: Benim suçum neydi? Benim suçum neydi? İşimi mi yapmadım? Emek mi vermedim? Yanlış mı yaptım? Yoksa sadece hakkımı aramak, sendikaya üye olmak, insanca çalışma koşulları istemek miydi suçum? Mehmet Fındıkoğlu, ben sizden bir ayrıcalık istemedim. Ben sadece geleceğimin güvende olmasını istedim. Bir işçinin hakkını araması yanlışsa ben o yanlışla dimdik karşınızda duruyorum. İnsanın elinden işini alabilirsin, onurunu vicdanını alamazsın. Yıllarca bu fabrikalarda ölsün diye insanlar emek verdi, makineler çalıştı. Karşılığında ne oldu? Sendikaya üye olduk diye, hakkımızı aradık diye bizi tek kalemde kapının önüne koydun. Burada sesimi yükseltiyorsam, şimdiye kadar içeride duyuramadığım sesimi duyurmak içindir. Benim tek suçum sendikaya üye olmak. Buradaki herkese sesleniyorum: Bugün benim başıma gelen, yarın hepinizin başına gelir. Fabrikalar yalnızca makinelerle değil, insanların emekleriyle ayakta kalır. Saygı biterse içeride sadece makineler ve boş duvarlar kalır. Ben sizden korktuğum için susmayacağım. Haksızlığa uğradığımı düşündüğüm için mücadelemden vazgeçmeyeceğim. Ve buradan başım dimdik ayrılıyorum. Yaşasın emek, yaşasın dayanışma, yaşasın işçi hakkı!   Bütün sendika arkadaşlarıma, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan sendikamıza ve özellikle Bahadır Bey’e sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Arkadaşlar, biz dünyanın en önemli markası Lacoste’a üretim yapıyoruz. Bu Lacoste’un fabrika satış mağazasında bir tanesinin ücreti bir kişinin asgari ücretine denk geliyor. Bu asgari ücreti bize vermeye bile korkuyorlar. On beş gündür maaşlarımız gecikiyor. Bir senedir maaşlarımızı alamıyoruz, geç alıyoruz. Bankalardan eksiler, faizler yiyoruz. Lütfen sesimizi duyun, bize destek olun. Hepinize çok teşekkür ediyorum.”
Eylşemde son olarak konuşan DİSK Tekstil Sendikası Örgütlenmelerden Sorumlu Genel Başkan Danışmanı Bahadır Derin’de basın açıklamasını okudu.

Açıklama şöyle;

“Değerli emekçiler, kıymetli basın emekçileri, sevgili dostlar ve mücadele arkadaşlarım;

Bugün burada yalnızca bir işyerinde yaşanan sorunları anlatmak için değil; emeğin değersizleştirilmesine, işçinin yoksulluğa mahkûm edilmesine, sendikal hakların baskı altına alınmasına ve insanlık onurunun ayaklar altına alınmasına karşı sesimizi yükseltmek için toplandık.

Bugün burada TYH Tekstil işçilerinin sesi olmak, onların haklı taleplerini kamuoyuna duyurmak ve bu adaletsizliğe karşı mücadelemizi büyütmek için bulunuyoruz.

Dünyaca ünlü markalarla üretim yapan Aralarında Lacoste,Calvin Klein, Ralph Lauren, Tommy Hilfiger, Gant, Armani ve daha birçok markayla holdingleşen, büyümesini ve zenginliğini işçilerin alın terine borçlu olan TYH Tekstil, işçisine kölelik düzenini, açlığı, hakareti ve aşağılanmayı reva görmektedir.

Şirket yönetimi içine düştüğü finansal krizlerin ve aldığı konkordato kararlarının faturası; maaşları ödenmeyen, hakkını aradığında kapı dışarı edilen emekçilere kesmek istemektedir.

Bir tişört bir eşofman parasına çalışan insanların bu haksızlığa, bu adaletsizliğe ve insanlık onurunu ayaklar altına alan yönetim anlayışına karşı sessiz kalmayacağımızı haykırmak için buradayız!

Bugüne kadar Akhisar’da, İzmir’de, Lüleburgaz’da, Babaeski’de, Keşan’da, İstanbul’da, Ordu’da toplamda binden fazla işçiyi işten çıkarıldılar. En son olarak Manisa Akhisar’da işçilerin servis haklarını ellerinden alarak biz sizi çıkarmadık kendi imkanlarınızla gelin diyecek kadar usulsüzce davranmışken. 2 Ekim Cuma günü de Keşan’da 25 kadar sendika üyesi arkadaşlarımızı işten çıkardılar.

Başlangıçta 04 koduyla bildirilen işten çıkışların, bazı işçilerin kendilerine sunulan belgeleri imzalamamasının ardından SMS yoluyla 22 koduna çevrildi ve sonrasında noter aracılığıyla bazı işçiler hakkında verilen görevi yapmamak, bazıları hakkında ise iyi niyet ve ahlak kurallarına uymamak gerekçeleri ile

iş kanununun 25. maddesinden işlem yaptılar.

Hani küçülüyordunuz, İnsanların önüne koyduğunuz çıkış kâğıtlarında 04 kodu vardı? imzalasalar işsizlik ödeneğinden yararlanacaklardı. Bu insanlar ne yaptı! hırsızlık mı yaptılar?

Şimdi size soruyorum kendisine dayatılan çıkışı kabul etmeyen işçinin çıkış kodlarını değiştirmenin neresi ahlaki ve etiktir. Bu resmen devleti aldatmak, işçiyi mağdur etmek için kanunu kullanmak değil midir?

işçi aleyhine kanunun mu olur, kural mı olur? İnsanların alacağı 13 bin küsur liralık işsizlik ödeneğinden bile faydalanmamaları için ellerinden geleni yaptılar.

 İşte mağdur işçiler burada belgemi istiyorsunuz? İspat mı istiyorsunuz? Hepsi işçilerin telefonlarında mesaj olarak duruyor.

Ey çalışma bakanı bu zulme son verin artık. Böyle kanun, böyle kural olmaz.

Kıdem tazminatı devlet güvencesi altına alınmalıdır.

İşçi suç işlediyse buna ceza mahkemeleri baksın! kıdemini, ihbarını alacağını ödemeyip, üstüne işsizlikten alacağı 13 bin lira ya da engel olan kod 22 nedir.

İşçiye denilen git dava aç 2 yıl sürün, senin adalet kapılarında sürünmen diğerlerine ibret olsun, bizim dediğimizi kabul edin yoksa sürünürsünüz demektir. “İşçinin hakkını aramak için yıllarca mahkeme kapılarında beklediği bir düzende, adaletin zamanında tecelli ettiğinden söz edemeyiz.”

Çalışma Bakanlığından yetki aldık. İşveren bakanlığı dava etti yanlış saydınız vs gerekçelerle, sayıyı biz biliyoruz, Bakanlık da biliyor, hadi itiraz mı ettiler, elbette itiraz hakları olmalıdır.

Ancak Buradan Adalet Bakanlığına da sesleniyoruz:

İş uyuşmazlıklarının makul sürede sonuçlanması, işçilik alacaklarının korunması ve çalışanların hak arama özgürlüğünün etkili biçimde güvence altına alınması için gerekli adımlar atılmalıdır.

Çünkü işçi için adalet, yalnızca mahkeme kararının verilmesi değil; hakkına zamanında kavuşabilmesidir!

Sayın Adalet bakanım hırsızlardan ve çetelerden vakit bulursanız bu konuya da artık bir çözüm beklemekteyiz.

Bu iş yeri daha önce arabuluculuk ile yaptığı çıkışlarda alacaklı olanların paralarını dahi ödemeyip konkordato sürecinin arkasına saklanıyor.

 Bunlar yetmezmiş gibi içeride hâlen çalışmakta olan işçilere

İnsani Koşullardan Uzak, Sağlığı Tehdit Eden uygulamalara devam ediyorlar.

TYH Tekstil fabrikalarında en temel insani ihtiyaçlar ve hijyen koşulları dahi hiçe sayılmaktadır. İşçilere sağlanan içme suları kokmakta, fabrikalarda sabun ve peçete gibi temel temizlik malzemeleri dahi bulunmamaktadır. Wc lerin durumu ile İşçilerin sağlığı doğrudan tehlikeye atılırken, yönetim bu duruma göz yummakta ve insan onuruna yakışmayan bir çalışma ortamını zorla dayatmaktadır. “Temiz içme suyu, sabun, hijyenik tuvalet ve saygılı bir çalışma ortamı lütuf değil, en temel insan hakkıdır.”

Yetmezmiş gibi Sözlü Taciz, Hakaret ve Ağır Mobbingler de var!

Yalnızca fiziki koşullar değil; fabrika yöneticilerinin işçilere yönelik uyguladığı psikolojik şiddet, hakaret ve ahlak sınırlarını aşan sözlü tacizler tahammül edilemez bir boyuta ulaşmıştır.

Ordu Fabrika Müdürü, maaşlar yatmadığı için içeride demokratik ve anayasal haklarını arayarak eylem yapan kadın işçilere “Siz de madenciler gibi soyunsanıza” diyerek ahlak dışı, cinsiyetçi ve haddini aşan bir saldırıda bulunmuştur. Defalarca eylem yapan işçilerin yanına gelerek anayasal hakkı engelleme ve hakarette bulunmuşlardır. Video görüntüleri ile bu durumlar işçiler tarafından kayıt altına alınmıştır.

Keşan Fabrika Müdürü Mehmet Fındıkoğlu ise tuvalette bulduğu bir pet şişe üzerinden 450 işçiyi ki çoğunlukla kadın işçileri bir araya toplayarak, “Bu şişeyi size monte etmek lazım” şeklinde, barbarca ve işçi onurunu hiçe sayan tehditler etmiştir.

 Aynı ahlaksız adam yemekte çıkan muz için insanlara siz evinizde Muz mu gördünüz diyecek kadar da aşağılamaktan imtina etmemiştir. İspat mı istiyorsunuz işte buradaki işçiler buna şahittir.

Yine Keşan fabrika ‘da mikro yöneticilerden birisi, çocuğu rahatsız bir kardeşimizin çocuğu için Marazlı ifadesini kullanıp utanmadan dalga geçmiştir.

Bu fabrikalarda verilen mücadele para için değil Onur için yapılmaktadır.

“Hiçbir makam, hiç kimseye işçiyi aşağılamanın veya cinsiyetçi ifadeler kullanmanın ayrıcalığını vermez.”

En ufak bir izin talebinde eziyet edilen, insanca çalışma şartı isteyen her emekçiye, adeta köle muamelesi yapılmaktadır. Akhisar’da dişi ağrıyan işçinin ağzına bakıldığı, bir Nazi kampına dönüşen bu fabrikalarda “Beğenmeyene kapı orada” denilerek kapı gösterilmektedir. Bu üslup, bu zihniyet organize bir suçtur ve asla kabul edilemez!

Sosyal medyada ve kamuoyunda zaman zaman “Bütün bunlar sendika yüzünden oldu” şeklinde yorumlar yapıldığını görüyoruz.

Buradan bu iddiayı ortaya atanlara soruyoruz:

Sendika gelmeden önce işçilerin yaşadığı sorunlar yok muydu? Çalışma koşulları ve yönetim anlayışıyla ilgili şikâyetler sendikayla mı başladı?

Sendika buraya girdi de zaten 28 bin lira olan maaş 50 bine çıktıda, şirket maliyeti karşılayamayıp konkordato mı ilan etti? İçeride yaptığı defolu ürünleri bile işçisine satan bu şirketin Mali durumu eğer gerçekten bozulmuşsa kendi finansal hatalarından ve lüks yaşantılarından kaynaklıdır. “Sendika bir krizin sebebi değil, işçinin hakkını korumak için kullandığı anayasal bir haktır.”

Patronun yurt içi ve yurt dışında 10 larca fabrikası bulunmaktadır. Şu anda ise FAS’a fabrika açmaya çalıştıklarına dair duyumlarımız var.

İşçi Açken, Audiler ve Mercedesler ile gezen patron akrabası yöneticiler Lüks İçinde yaşıyorlar.

Aylarca maaşlar geç yatırıldığında, İşçiler evine para götüremezken, kiraları ödeyemezken ve en temel ihtiyaçları için alyanslarını, küpelerinizi satmak zorunda kalırken; patronun yönetici akrabaları Trakya’nın lüks mekanlarında, utanmadan ve sıkılmadan Tekirdağ rakısı eşliğinde kuzu etleri yiyerek sefa sürdüler.

İşçi bu durumda ev sahibinin yüzüne bakamazken, çocuğuna harçlık veremezken kim Bulgaristan kumarhanelerinde kumar oynuyordu ondan da haberimiz var.

İşçinin alın terini gasp edip Trakya mekanlarında gösteriş yapan bu asalak zihniyet, “zengin ahlakının” ve emek düşmanlığının en açık ve en çirkin resmidir!

Taleplerimiz Net, Mücadelemiz Kararlıdır!

DİSK Tekstil Sendikasında, birleşen, anayasal hakkını kullanan ve emeğinin peşinde olan insanlar adına. TYH Tekstil yönetimine ve tüm kamuoyuna açıkça ilan ediyoruz:

1- Geciken ücretler ve diğer işçilik alacakları, yasal yükümlülükler doğrultusunda eksiksiz biçimde ödenmelidir.

2- İşten çıkarılan işçilerin işlemleri, özellikle işten çıkış kodlarına ilişkin iddialar, hukuka uygunluk bakımından incelenmeli; işçilerin hak kaybına uğraması önlenmelidir.

3- Sendikal örgütlenme nedeniyle işten çıkarılan,işçilerin durumu araştırılmalı, hukuka aykırı uygulamalar varsa giderilmeli ve işçilerin işe iadesi için gerekli adımlar atılmalıdır.

4- Ordu ve Keşan fabrikalarında yöneticilere atfedilen hakaret, cinsiyetçi ifade ve aşağılayıcı davranış iddiaları bağımsız biçimde soruşturulmalı; sorumluluğu tespit edilen kişiler hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır.

5- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından fabrikalarda denetimler gerçekleştirilmeli; işçilerin sağlığını, güvenliğini ve insan onurunu ilgilendiren koşullar incelenmelidir.

6- Fabrikalardaki içme suyu, tuvalet, sabun, peçete ve diğer temel hijyen ihtiyaçlarıyla ilgili eksiklikler derhâl giderilmelidir.

7- Sendikal yetki uyuşmazlıkları ve iş davalarının makul sürede sonuçlandırılması için gerekli adımlar atılmalı; işçilerin hak arama süreçleri yıllarca süren bir mağduriyete dönüşmemelidir.

8- İşyerinde baskı, tehdit ve ayrımcılık iddialarının önüne geçilmeli; işçilerin sendikal haklarını özgürce kullanabilecekleri bir çalışma ortamı sağlanmalıdır.

Bunlar ayrıcalık değildir. Bunlar insanca çalışmanın, hukuka uygun yönetimin ve emeğe saygının asgari gerekleridir.

Baskıyla, tehditle, açlıkla terbiye edebileceğini sananlar yanılıyorlar. İşçinin Alın terini lüks mekanlarda hesap ödeme malzemesi yaptırtmayacağız! Onurumuz, sağlığımız ve geleceğimiz için direneceğiz, savaşacağız ve mutlaka kazanacağız!

Eğer patron yaptığı hatalardan dönerse Sendika, işçi ve patron arasında köprü olacak! işçi işveren ve Sendika el ele olacaktır. Hatadan dönmez ve diretirse biz meydanlarda olmaya devam edeceğiz.

Hepinizi DİSK Tekstil Sendikası adına sevgiyle, saygıyla ve mücadele kararlılığıyla selamlıyorum.”

ERDOĞAN DEMİR

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL