Türk Milli Futbol takımı, 24 yıl aradan sonra Dünya Kupasına katılması, futbol kamuoyumuzu çok umutlandırmıştı. Çünkü Türk milli futbol takımı oynadığı grup maçlarında oyun disiplini ve stratejisinde hep tam puan..
Türk Milli Futbol takımı, 24 yıl aradan sonra Dünya Kupasına katılması, futbol kamuoyumuzu çok umutlandırmıştı. Çünkü Türk milli futbol takımı oynadığı grup maçlarında oyun disiplini ve stratejisinde hep tam puan almıştı.
Dünya kupasında D grubunda ABD, Avustralya ve Paraguay ile aynı gruba düşmesi, futbol severlerimizi daha da umutlandırmıştı.
Çünkü millilerimizin çok etkin bir taktiksel oyun kurulum stratejisi vardı.
Şöyle ki; Bu oyun kurulumunda; Hakan Çalhanoğlu’nun geriden güvenli, isabetli pasları, önde Arda Güler‘in rakibin hatları arasına girerek verdiği gollük paslar, rakibe etkin olan ve onu çökerten bir oyun taktiği stratejisiydi.
Ancak millilerimiz bu oyunu etkin kılan taktiksel stratejiyi oynadığı Avustralya ve Paraguay maçlarında ortaya koyamadı.
Millilerimiz sadece topa sahip olarak, bu maçları kazanacağını sandı. Avustralya maçında millilerimiz topa yüzde 72, Paraguay maçında yüzde 78 sahip oldu. Yani sadece topa sahip olmak maçı kazanmaya yetmiyor. Topu etkin bir şekilde savunmanın arkasında kendini gösteren oyuncun ile buluşturman gerek.
Milli takımımızın bir diğer olumsuz faktörü de kadrodaki santrforsuz oynamasıydı. Bu maçlarda gol pozisyonlarında golü oluşturacak, bitirici santrfor eksikliği de kendini gösterdi.
En önemlisi oyuncularımızın zihinsel dalgalanmasının ortaya çıkmasıydı. Oyuncularımız Avrupa’da büyük kulüplerde oynuyorlar. Ancak kendi kulüplerinin maçlarında; oyun disiplini ve stratejisine son derece uyumlular.
Ama milli takımda önceden maç kazandıran oyun stratejilerini unutuyorlar.
Yani; oyucularımız Avrupa’daki takımlarında birer vizyon oyuncusunu ortaya koyarken, milli takımda zihinsel olarak reaksiyon oyuncusu şekline dönüşüyorlar.
Bu zihinsel dalgalanma ve değişim milli takıma çok pahalıya mal oluyor. (YUSUF ZİYA UŞAN)
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)