Ahmet Erkan “Özgür basın susturulamaz, halkın iradesine kayyım atanamaz!” Keşan Emek ve Demokrasi Platformu, geçtiğimiz Cuma günü Halk TV’ye yönelik polis baskını, kayyım atanması ve yayınların durdurulmasına tepki göstererek..
Ahmet Erkan “Özgür basın susturulamaz, halkın iradesine kayyım atanamaz!”
Keşan Emek ve Demokrasi Platformu, geçtiğimiz Cuma günü Halk TV’ye yönelik polis baskını, kayyım atanması ve yayınların durdurulmasına tepki göstererek basın özgürlüğü ve halkın iradesinin korunması çağrısında bulundu.

Basın açıklamasına Yeni Parti Kurucu İl Başkanı Yücel Balkanlı, EMEP Keşan Keşan İlçe Başkanı Hüseyin Çıbıkçılar, Belediye Meclis Üyesi Hüseyin Yavaş, Türkiye Yerel Basın Birliği Edirne Şube Başkanı ve Medya Keşan Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Erdoğan Demir ile sendika üyeleri ile vatandaşlar katıldı.

Basın açıklaması öncesi konuşan Türkiye Yerel Basın Birliği Başkanı Edirne Şube Başkanı ve Medya Keşan Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Erdoğan Demir de bir konuşma yaparak, “Yaz Gazeteci Yaz” şarkısında bahsedilen gazetecilerin artık yazamadığına vurgu yaparak “Bu şarkıdaki gibi gazeteciler artık yazmaktan korkar oldu. Gazetecinin görevi halkı ve kamuoyunu yazdığı haberlerle aydınlatmak ve doğru bilgiyi aktarmaktır. Bugün bakıyoruz Televizyonlara kayyımlar atanıyor. Bu kayyım neyse? Birçok gazeteci arkadaşım yazdıkları haberlerden dolayı önce gözaltına alındı sonrası da malum tutuklandı. Umarım ki gazeteciler haberlerini özgür bir şekilde yazabilir ve bu şarkıdaki gibi yazmaya devam edebilirler. Gazetecilerin yazdığı haberler ve yorumlar eğer yanlışsa halk ne onların gazetelerini okur ne de televizyonlarını izlemez. Özgür bir basın dileğiyle hepinize iyi günler diliyorum” dedi.

Demir’in ardından Tüm Emekliler Derneği Keşan Şube Başkanı Ahmet Erkan Keşan Emek ve Demokrasi Platformu adına hazırlanan basın açıklamasını okudu.
Açıklama şöyle: “Hukuksuzluğa, yoksulluğa ve baskılara karşı birleşik mücadeleyi büyütelim!
Değerli Basın Emekçileri, Değerli Keşan Halkı ve Mücadele Arkadaşlarımız!
Bugün burada yalnızca basın özgürlüğüne yönelik müdahalelere karşı sesimizi yükseltmek için değil; ülkemizde giderek derinleşen hukuksuzluğa, ekonomik adaletsizliğe, demokratik haklara yönelik baskılara ve halkın iradesinin yok sayılmasına karşı ortak mücadelemizi büyütmek için bir aradayız.
Ülkemiz, emeğiyle geçinen milyonlarca insanın yoksullaştığı, gelir eşitsizliğinin derinleştiği, hukuk devletine ve demokratik kurumlara duyulan güvenin aşındığı bir dönemden geçiyor. İşçiler, kamu emekçileri, emekliler ve gençler geçim sıkıntısıyla boğuşurken kamu kaynaklarının kullanımı ve kamuoyuna yansıyan fon vurgunu iddiaları, şeffaflık ve hesap verebilirlik ihtiyacını bir kez daha gündeme getiriyor.

Kamu kaynakları halkındır! Bu kaynakların nasıl kullanıldığı açıklanmalı, bütün usulsüzlük iddiaları bağımsız ve etkili biçimde araştırılmalı, sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir. Gerçeklerin ortaya çıkarılması, basının ve toplumun susturulmasıyla değil, özgürce araştırma ve denetim hakkının güvence altına alınmasıyla mümkündür.
Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tamamının hakkıdır. Halkın haber alma hakkı; sansürle, erişim engelleriyle, ekonomik baskılarla ve yayın kuruluşlarının bağımsızlığını zedeleyen müdahalelerle sınırlandırılamaz.
Halk TV’ye yönelik kayyım ve yönetim müdahalesi bu açıdan değerlendirilmelidir. Her türlü iddia hukuk çerçevesinde araştırılmalı; ancak soruşturmalar basın özgürlüğünü ortadan kaldırmanın veya yayın bağımsızlığını zayıflatmanın aracı hâline getirilmemelidir.
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR! GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK HALKIN HAKKIDIR! ÖZGÜR BASIN SUSTURULAMAZ!
Kayyım politikaları da halkın demokratik iradesini zedeleyen uygulamalardır. Seçilmiş yerel yönetimlere yönelik müdahaleler, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradenin etkisizleştirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Demokratik yönetimin güvencesi; bağımsız yargı, adil yargılanma hakkı ve halkın iradesine saygıdır. Hukuk, siyasi hesaplaşmaların değil, adaletin aracı olmalıdır.
Basına yönelik baskılar, kayyım uygulamaları ve yargının bağımsızlığına ilişkin kaygılar birbirinden kopuk sorunlar değildir. Bunların ortak noktası, demokratik denetimin ve toplumsal katılımın zayıflatılmasıdır.

Bu tablonun ekonomik sonuçlarını da hep birlikte yaşıyoruz. Derinleşen yoksulluk, artan yaşam maliyetleri ve kamusal hizmetlerdeki eşitsizlikler, toplumun geniş kesimlerini etkiliyor. Eğitimde, sağlıkta ve sosyal hizmetlerde kamusal sorumluluk güçlendirilmeli; kaynaklar ayrıcalıklı kesimlerin çıkarlarına değil, toplumun ortak ihtiyaçlarına göre yöneltilmelidir.
Bizler, Keşan Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri olarak özgürlüğün, eşitliğin, laikliğin, barışın, sosyal adaletin ve hukukun üstünlüğünün birbirinden ayrılamayacağını biliyoruz.
Mücadelemiz; emeğin hakkını, kadınların ve çocukların haklarını, özgür basını, demokratik örgütlenmeyi, laik ve bilimsel eğitimi, bağımsız yargıyı ve halkın söz ve karar hakkını savunma mücadelesidir.
Bu mücadele, hiçbir siyasi yapının tek başına yürütebileceği bir mücadele değildir. Sendikaların, meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi yapıların ve tüm duyarlı yurttaşların ortak sorumluluğudur.
Farklılıklarımızı koruyarak ortak taleplerimiz etrafında buluşmalı; birbirimizin mücadelesini sahiplenmeli, dayanışmayı büyütmeli ve demokratik haklarımızı birlikte savunmalıyız. Çünkü birimizin özgürlüğüne yönelik saldırı hepimizin özgürlüğünü, birimizin hakkına yönelik ihlal hepimizin geleceğini ilgilendirir.
Buradan bütün Keşan halkına çağrımızdır: Sessizliğe ve umutsuzluğa teslim olmayalım! Hukuksuzluğa karşı adaleti, baskıya karşı özgürlüğü, sömürüye karşı emeği, ayrışmaya karşı dayanışmayı birlikte savunalım.”
HABER MERKEZİ
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)