Geçenlerde yine “Kendinin en iyi versiyonu olmalısın” muhabbeti açıldı. Dedim ki, niye? “İnsan kendini geliştirmeli.” Tamam da, ben şu an neyim? Geliştirilmemiş sürüm mü? Bir tarafım eksik, bir tarafım hatalı,..
Geçenlerde yine “Kendinin en iyi versiyonu olmalısın” muhabbeti açıldı.
Dedim ki, niye?
“İnsan kendini geliştirmeli.”
Tamam da, ben şu an neyim? Geliştirilmemiş sürüm mü? Bir tarafım eksik, bir tarafım hatalı, sürekli üzerinde çalışılması gereken bir proje miyim? Çünkü son zamanlarda böyle hissettiriyorlar insana. Daha üretken ol, daha fit ol, daha başarılı ol, daha erken kalk, daha çok oku…
Tamam da bir dakika, ben ne zaman yaşayacağım?
“Yok, sen yanlış anladın. Mesele yaşamak değil, potansiyelini gerçekleştirmek.”
E potansiyelimin de bir kısmı içeride kalsın kardeşim, ne olacak? Her şeyi kullanmak zorunda mıyım? Ben insanım, Airfryer değilim. Her gün yüzde yüz kapasiteyle çalışamam ki. Bir gün yüzde yüz olurum, bir gün yüzde altmış, bir gün de Allah izin verirse sadece sistemi açık tutarım.
Zaten sosyal medyayı açınca bu his daha da büyüyor. Biri sabah beşte kalkmış, biri sporunu yapmış, biri kitap okumuş, biri şirket kurmuş, biri dünyayı geziyor. Bakıyorsun, “Herkes hayatını toparlamış, ben ne yapıyorum?” diyorsun. Sonra biraz düşününce… Kimse “Bugün hiçbir şey yapamadım, üç saat telefona baktım, akşam da makarna yedim” diye paylaşmıyor tabii. Herkes hayatının fragmanını gösteriyor, biz de kendi filmimizin tamamıyla karşılaştırıyoruz. Sonra da kendimizde bir problem olduğunu düşünüyoruz.
“Sen de o zaman biraz sosyal medyadan uzaklaş.”
Evet, belki. Ama mesele sadece sosyal medya da değil ki. Sosyal medya sadece zaten içinde olduğumuz şeyi büyütüyor. Hepimize sürekli bir üst versiyonumuzun olması gerektiğini söylüyoruz.
Bak, kilo veriyorsun, “BİRAZ DAHA KİLO VER! ”
İşinde başarılı oluyorsun, “DAHA BÜYÜK HEDEF KOY! ”
Para kazanıyorsun, “YATIRIM YAP! ”
Sabah altıda kalkıyorsun, “BEŞTE KALK! ”
Bir yerde insanın durup “Tamam, oldu” deme hakkı kalmıyor. Çünkü her başarı, yeni bir eksik bulmak için kullanılıyor. Kendini geliştirmek güzel bir şey tabii, ona lafım yok. Ama kendini geliştirmekle kendinden sürekli memnuniyetsiz olmak arasında çok ince bir çizgi var. Bence biz o çizgiyi biraz fazla geçtik.
Bir de şu “Dünkü halinden daha iyi ol” lafı var.
Yoooo ben dün gayet iyiydim. Gerçekten. Neden bugün mutlaka daha iyi olmak zorundayım? Bazı günler aynı kalamaz mıyım? Bazı günler kötü olamaz mıyım?
“Kendinle yarış.”
Yok, onu da istemiyorum. Kendimle aram iyi benim. Niye kendimle arama rekabet sokuyorsunuz? Ben kendimi yenmek istemiyorum. Bazen kendime destek olmak istiyorum sadece. Bir gün çok iyi gider, bir gün dağıtırım. Hayat dediğin şey Excel tablosu değil ki her gün yukarı doğru gitsin.
Asıl yorucu olan da şu zaten: Diyelim gerçekten kendimin en iyi versiyonu oldum. Ne olacak? “Tebrikler, artık tamam.” mı diyecekler? Hayır. Ertesi gün başka bir hedef çıkacak. Daha iyi bir versiyon. Daha fit bir versiyon. Daha başarılı bir versiyon. Daha disiplinli bir versiyon. Yani aslında varılacak bir yer yok. Sürekli yolda kalıyorsun ve buna gelişim diyorsun.
Ben artık öyle bir hayat istemiyorum. Kendimin en iyi versiyonu olmak istemiyorum.
Sürdürülebilir versiyonu olmak istiyorum. Sabah beşte kalkmayabilirim, her gün spor yapmayabilirim, bazen hiçbir şey yapmak istemeyebilirim ama işini yapabilen, sevdiği insanlara enerjisi kalan, yorulduğunda dinlenebilen ve kendinden nefret etmeden hayatına devam edebilen birine dönüşebilirim.
Sanırım galiba artık biraz da şunu hatırlamamız lazım: Her gün kendimizi geliştirmek zorunda değiliz. Bazı günler sadece kendimizi korumak da yeterli. Hatta belki asıl mesele, kendimizin daha iyi bir versiyonuna dönüşmek değil; olduğumuz halimizle yaşayabileceğimiz bir hayat kurmak. Ben şu sıralar onu daha değerli buluyorum.
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)